<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yazdıklarınızı Burada Yayınlayın</title>
	<atom:link href="http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler</link>
	<description>Gündemi Belirleyen Eğitimcilerin Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 02 Dec 2009 02:33:48 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>Haftanın Yeşil Gündemi</title>
		<link>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/haftanin-yesil-gundemi-6.html</link>
		<comments>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/haftanin-yesil-gundemi-6.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Dec 2009 02:33:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/?p=3426</guid>
		<description><![CDATA[ GDO Sempozyumu
Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) son haftalarda eoturan GDO konusunda bir sempozyum düzenliyor. “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Yönetmeliğinin Değerlendirilmesi” başlıklı sempozyum 4 Aralık 2009 Cuma günü 10:00-17:00 saatleri arasında Şişli Etfal Hastanesi Büyük Salonu’nda gerçekleştirilecek. İlk oturumda “Tarımsal Üretim Teknolojileri ve İnsan Sağlığına Katkısı” ikinci oturumda ise “Genetiği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> GDO Sempozyumu</strong></p>
<div>Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) son haftalarda eoturan GDO konusunda bir sempozyum düzenliyor. “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Yönetmeliğinin Değerlendirilmesi” başlıklı sempozyum 4 Aralık 2009 Cuma günü 10:00-17:00 saatleri arasında Şişli Etfal Hastanesi Büyük Salonu’nda gerçekleştirilecek. İlk oturumda “Tarımsal Üretim Teknolojileri ve İnsan Sağlığına Katkısı” ikinci oturumda ise “Genetiği Değiştirilmiş Bitkilerin İnsan Hayvan ve Çevre Sağlığına Etkileri” masaya yatırılacak.</div>
<div></div>
<div><strong>Gezegenimiz alarm veriyor</strong></div>
<div><a href="http://4.bp.blogspot.com/_kgEut1VTX5o/SxGvs9ddmiI/AAAAAAAABMY/fc4jhS4btlU/s1600/12iafis.jpg"><strong><img src="http://4.bp.blogspot.com/_kgEut1VTX5o/SxGvs9ddmiI/AAAAAAAABMY/fc4jhS4btlU/s320/12iafis.jpg" border="0" alt="" /></strong></a></div>
<div>Küresel Eylem Grubu (KEG), gezegenin geleceğinin konuşulacağı ve yeni bir iklim anlaşmasının şekilleneceği Kopenhag İklim Zirvesi’ne katılacak ülkelerin liderlerine ve Türkiye hükümetine “Gezegenimiz alarm veriyor- Küresel Isınmayı Durdurun” diyecek. 12 Aralık 2009 saat 17’de  İstanbul&#8217;da Taksim Tünel Meydanı&#8217;nda düzenlenecek etkinlikte dile getirilecek taleplerden bazıları şunlar: Atmosferdeki karbondioksit oranını 350 ppm’e indirmeyi hedefleyen uluslararası bir sözleşmeyi imzalayın. Karbon ticaretine izin vermeyin. Küresel ısınmanın durdurulması için teknolojiyi, mali kaynakları ve temiz enerji kaynaklarını pazarlık konusu yapmadan ülkelerarası kullanıma açın. Türkiye Hükümeti’ne ise  2020’ye kadar kişi başı emisyon seviyesini en fazla 6,5 tonda sabit tutma hedefini benimsemesi, yenilenebilir enerji için gerekli yasal ve idari düzenlemelerin yapılması, kömürlü termik santrallerin yapımından vazgeçmesi, Fosil yakıtlara dayalı enerji politikalarını değiştirmesi yönünde çağrı yapılacak.</div>
<div></div>
<div><strong>Tohum Sever’in El  Kitabı </strong></div>
<div></div>
<div>Buğday Derneği, 2007-2008 yılları arasında GEF Küçük Destek Programı desteği ile yürüttüğü “Türkiye’de Tarımsal Biyolojik Çeşitliliğin Korunması için Tohum ağının Kurulması” başlıklı projesinin son ürünü olan Tohum Sever’in El Kitabı’nı yayımladı. Yerel tohumların ve köylü çeşitlerin ekolojik, ekonomik, kültürel ve etik önemleri hakkında genel bilgiler; korunmaları için uğraş veren kurum, kişi ve kuruluşlar, ilgili mevzuat ve yapılmış örnek çalışmalar hakkında bilgiler veren rehber yürütülen proje kapsamında derlenen bilgileri kitapçık formatında sunuyor</div>
<div><img src="https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1612411152532888483-5625399421634997321?l=yesilgundem.blogspot.com" alt="" width="1" height="1" /></div>
</p>
<div class='wp_likes' id='wp_likes_post-3426'><a class='like' href="javascript:wp_likes.like(3426);" title='' ><img src="http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/wp-content/plugins/wp-likes/images/like.png" alt='' border='0'/>Like</a><span class='text'></span>
<div class='unlike'><a href="javascript:wp_likes.unlike(3426);">Unlike</a></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/haftanin-yesil-gundemi-6.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnternetin Ekonomi Politikası</title>
		<link>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/genel/internetin-ekonomi-politikasi.html</link>
		<comments>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/genel/internetin-ekonomi-politikasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 23:31:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/?p=3422</guid>
		<description><![CDATA[
Kimi internetin suça, ahlaki çöküşe, köktenciliğe, terörizme, dilin yozlaşmasına, bilgi çöplüğüne, fikir hırsızlığına, insanların birbirlerinden yalıtılmasına yol açtığını iddia eder; kimi de demokrasi, özgürlük, refah, işbirliği, yeni işler, ekonomik büyüme, katılım, daha iyi eğitim gibi değerleri getirdiğini&#8230; Ama internet “kökten karşıt eğilimlerin bir alanı”dır ve  mevcut risklerle birlikte mümkün fırsatlar sunar. 
Christian Fuchs, internet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://i.radikal.com.tr/644x385/2009/07/29/fft5_mf217937.Jpeg" alt="" width="376" height="336" /></p>
<p><span>Kimi internetin suça, ahlaki çöküşe, köktenciliğe, terörizme, dilin yozlaşmasına, bilgi çöplüğüne, fikir hırsızlığına, insanların birbirlerinden yalıtılmasına yol açtığını iddia eder; kimi de demokrasi, özgürlük, refah, işbirliği, yeni işler, ekonomik büyüme, katılım, daha iyi eğitim gibi değerleri getirdiğini&#8230; Ama internet “kökten karşıt eğilimlerin bir alanı”dır ve  mevcut risklerle birlikte mümkün fırsatlar sunar. </span></p>
<p>Christian Fuchs, internet ve toplum arasında, geleneksel medyanın bize anlattığının tersine tek boyutlu değil, çok boyutlu ve antagonistik bir ilişki olduğunu söyler (Internet and Society: Social Theory In the Information Age, Routledge, 2008): Tek boyutlu açıklamaya göre, internet ya suça, ahlaki çöküşe, köktenciliğe, terörizme, dilin yozlaşmasına, bilgi çöplüğüne, fikir hırsızlığına, insanların birbirlerinden yalıtılmasına yol açar; ya da demokrasi, özgürlük, refah, işbirliği, yeni işler, ekonomik büyüme, katılım, daha iyi eğitim gibi değerleri getirir. Oysa bunların tümü birlikte varolur. İnternet bu bağlamda “kökten karşıt eğilimlerin bir alanı”dır ve  mevcut risklerle birlikte mümkün fırsatlar sunar.</p>
<p>Bu yapısal antagonizm, karşıtların karşılıklı bağımlılığını beraberinde getirdiğinden, işbirliği ve rekabet yanlızca bilgi kapitalizminin karşıt eğilimleri olmakla kalmaz, sürekli birbirlerinin alanına el uzatırlar. İşbirliğine dayalı, katılımcı bilgi toplumu henüz kurulmamıştır; ancak gelişme halindedir ve dinamikleri mevut toplum modeliyle uzlaşmaz ilişki içindedir. Bu karşıtlığın bir tarafında e-katılım ve paylaşım ekonomisi, öteki tarafında e-tahakküm ve kıtlık ekonomisi vardır. Ama hala rekabet mantığının tahakkümünde olan ulusötesi bilgi kapitalizmi, işbirliği kavramını kullanarak onu kolonize etmeyi şimdilik kaydıyla başarır. “Katılımcı” yönetim, ekip çalışması, “stratejik” ortaklıklar, kurumsal sosyal sorumluluk bunun bariz örnekleridir. Bu, disiplin toplumundan (kendini-)denetleyen bir topluma geçiş aşamasıdır.</p>
<p>Küresel ağ kapitalizmine entegre olmakta sorun yaşayan ulus-devletler bu karşıtlığı ısrarla tek boyutlu bir düzleme indirgemeye çalışır ve internete yönelik ciddi bir tehdit algısı geliştirir. Bu algı, yeni yönetsel paradigmalara uyumsuz doğalarının bir sonucudur. Oysa kendi sonlarını hazırlayan, internet ve temsil ettiği riskler ve fırsatlar değil, bu uyumsuzluklarıdır. Bu devletler internete yasakçı bir zihniyetle yaklaşır; tehdit olarak gördüğü bilgi akışını tamamen denetimleri altına almaya çalışır; başarısız olmaya mahkum bu yaklaşımla ne riskleri yönetebilir ne de fırsatları değerlendirebilir. Bu denklemde toplum geçici olarak kaybedendir. Ama asıl kaybeden bu uyumsuz devletler olacaktır.</p>
<p>Su yolunu bulur. Ekonomi-politika affetmez!</p>
<p><strong>Özgür Uçkan </strong></p>
<div><img src="https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1556555373958486031-1091815194058032604?l=ozguruckanzone.blogspot.com" alt="" width="1" height="1" /></div>
</p>
<div class='wp_likes' id='wp_likes_post-3422'><a class='like' href="javascript:wp_likes.like(3422);" title='' ><img src="http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/wp-content/plugins/wp-likes/images/like.png" alt='' border='0'/>Like</a><span class='text'></span>
<div class='unlike'><a href="javascript:wp_likes.unlike(3422);">Unlike</a></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/genel/internetin-ekonomi-politikasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Çatlak Daha…</title>
		<link>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/genel/bir-catlak-daha%e2%80%a6.html</link>
		<comments>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/genel/bir-catlak-daha%e2%80%a6.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 23:07:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/?p=3416</guid>
		<description><![CDATA[Avrupa Konseyi Başkanlığı’na Von Rompuy’un atanması Türkiye’nin dış politikasındaki çatlaklara bir yenisini ekledi. Üstelik bu çatlağı kapatmak, İsrail ve Azerbaycan’la olan ilişkilerdeki çatlakları kapatmaktan çok daha zor…
AB ile ilişkilerde ortaya çıkan çatlak yeni değil, ama Rompuy’un atanması, bu çatlağın genişlemekte olduğunu gösteriyor. Bu genişlemenin bir nedeni AB’nin hegemonya projesininevrimiyse bir diğeri de AKP yönetimindeki Türkiye’nin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Konseyi Başkanlığı’na Von Rompuy’un atanması Türkiye’nin dış politikasındaki çatlaklara bir yenisini ekledi. Üstelik bu çatlağı kapatmak, İsrail ve Azerbaycan’la olan ilişkilerdeki çatlakları kapatmaktan çok daha zor…<br />
AB ile ilişkilerde ortaya çıkan çatlak yeni değil, ama Rompuy’un atanması, bu çatlağın genişlemekte olduğunu gösteriyor. Bu genişlemenin bir nedeni AB’nin hegemonya projesininevrimiyse bir diğeri de AKP yönetimindeki Türkiye’nin yaşamakta olduğu kültürel, siyasi değişim.</p>
<p><strong><em>Almanya, Fransa ekseni<br />
</em></strong>AB Konseyi Başkanlığı için önce Blair’in adı geçiyordu. Her ne kadar İngiltere ve ABD medyası, Blair’i “biçilmiş kaftan”olacağını anlatmaya başlamış olsalar da bu adaylığı Doğu Avrupa ülkelerinden ve İtalya’dan başka ülke desteklemiyordu.</p>
<p>Blair’in adaylığına kesinlikle karşı olan Almanya, Fransa’yı da ikna edince yeni bir başkan adayı arayışı başladı. Blair’in adaylığının ölümünün arkasında iki neden vardı. Birincisi, AB liderliği, kamuoyu, Blair’in ABD’nin “adamı”olduğuna, İngiltere’nin politikalarının AB sürecinin gelişmesini engellediğine inanıyordu. İkincisi, AB, tüm liberal fantezilere karşın, içinde ciddi bir hegemonya süreci yaşanan ulus devletler topluluğuydu. Bu hegemonya sürecinin başını çeken Almanya ve Fransa, çevrelerindeki ülkeler, ulus devletlerinin gücünü azaltacak etkin, dahası Blair gibi kendine özgün gündemi olan güçlü bir başkan istemiyorlardı.</p>
<p>Leparmantier’in, Rompuy’un atanma sürecinin arkasındakileri anlatan ayrıntılı yazısının (Le Monde, 20/11) da gösterdiği gibi Blair’in devreden çıkması, Fransız-Alman eksenini güçlendirdi. Merkel’in Hıristiyan muhafazakâr kanattan, dengelere dikkat edecek, bu ikilinin iradesini sorgulamayacak bir aday isteği egemen oldu. Leparmantier, Merkel’in ilk adayının, eski Avusturya Şansölyesi, 2000’de faşist Haider’le işbirliği yapan Schüssel olduğunu, daha sonra, Almanya ve Fransa’nın Rompuy konusunda 30 Ekim toplantısında anlaşarak, sürece damgalarını vurduklarını aktarıyor. The Guardian’ın,“Franco-Alman mutabakatı tepki çekiyor” başlıklı yorumu da (18/11), Leparmantier’in saptamalarını doğruluyor. Böylece konsey başkanlığı süreci Almanya-Fransa ekseninin hegemonya sürecini güçlendiren yönde gelişiyor.</p>
<p>Wolfgang Munchau (Avrupa Sanayicileri Yuvarlak Masası’nın görüşlerine çok yakındır) da AB’nin gereksinimi “güçlü başkanlık, liderlik sorunu değil, belirgin siyasi hedefler koymakta ve izlemekteki başarısızlık, ama en önemlisi eşgüdüm ve kriz yönetimi oluşturmaktaki yetersizliklerdir” diyor (Financial Times22/11). Diğer bir deyişle, Rompuy’un atanması, hegemonya sürecinin arkasındaki sınıf blokunun tercihlerine de uygun.</p>
<p><strong><em>‘Benmerkezci yanılsamalar’<br />
</em></strong>Rompuy’un 2004 yılında yaptığı bir konuşmasındaki tarihsel, dini gerekçelere göndermeyle, “Türkiye Avrupa’nın parçası değil, asla da olmayacak” sözlerinin atanmasından bir gün önce basına sızdırılması da bu hegemonya sürecinin bir parçasıydı. Türkiye’deki AB lobisinin, “ama konuşma beş yıl önce yapılmıştı”avuntusuna aldırmayın. Beş yıldır gelişmeler, AB kamuoyunun Türkiye’nin üyeliğine muhalefetini güçlendirmedi mi? Almanya ve Fransa’nın üyelik dışı seçeneklere yaptığı vurgu daha da güçlenmedi mi? Bir hegemonya projesi, az çok tutarlı bir metafizik (örneğin din) boyuta sahip olmak zorunda değil mi?</p>
<p>Bu koşullarda Türkiye Dışişleri, ya olup bitenlere aldırmıyor ya da kendini, daha kötüsü bizleri aldatıyor.</p>
<p>Dışişleri Bakanı Prof. Davutoğlu,Türkiye’nin üyelik sürecini canlandırmak amacıyla, çıktığı Avrupa gezisinin Madrid ayağında yaptığı konuşmada, “Türkiye’nin Avrupa kültürünün parçası olduğuna ilişkin size yüz gerekçe gösterebilirim. En az 15 Avrupa ülkesinin tarihini, Osmanlı arşivlerine bakmadan anlayamazsınız”demiş. Belli ki, sözlerindeki ironininayırdına varmadan…</p>
<p>Avrupa “kültürünün parçası” ifadesi en az bu 15 ülke açısından iki anlamı var. Birincisi: Osmanlı, Avrupa kültürünün parçasıydı, ama askeri, siyasi ekonomik, özellikle dini açılardanolumsuz bir vurguyla kodlanmış“öteki” olarak… İkincisi: Modern Türkiye gerçekten, Avrupa açısından bu kez olumlu bir vurguyla kodlanmış olarak Avrupa kültürünün bir parçası, ama Davudoğlu’nun sandığı gibi değil. Modern Türkiye, Avrupa’nın dini, siyasi, askeri “ötekisi” olarak yaşamış bir imparatorlukla bağlantısını keserek aydınlanma geleneğini, laikliği, kadın haklarını, kapitalist hukuku, modern kapitalist devlet biçimi Cumhuriyeti benimseyerek, Avrupa’ya açılarak kültürüne eklemlenmiş bir ülke.</p>
<p>İroni şurada: AKP’nin Türkiye’yi, Müslümanlık özelliklerini öne çıkararak yönetme, Prof. Davutoğlu’nun da Yeni Osmanlı projeleri bu “parçası olma”ifadesindeki olumlu kodlamayı çözüyor, olumsuz kodlamayı yeniden kurguluyor. Siz Müslümanlık kültürünüzü, Osmanlı mirasınızı biteviye vurgulayacaksınız, ama karşınızdaki bunun tarihsel sonuçlarını anımsayarak bir korunma refleksiyle, birleştirici evrensel değer olarak Hıristiyanlığı vurgulayınca huysuzlanacaksınız… Bu da“benmerkezci yanılsamalarla” ilgili…</p>
<div><img src="https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-8289362491608573465?l=globalpolitikultur.blogspot.com" alt="" width="1" height="1" /></div>
</p>
<div class='wp_likes' id='wp_likes_post-3416'><a class='like' href="javascript:wp_likes.like(3416);" title='' ><img src="http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/wp-content/plugins/wp-likes/images/like.png" alt='' border='0'/>Like</a><span class='text'></span>
<div class='unlike'><a href="javascript:wp_likes.unlike(3416);">Unlike</a></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/genel/bir-catlak-daha%e2%80%a6.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İzmir’de ‘Faşistler’ mi Taş Attı?</title>
		<link>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/izmir%e2%80%99de-%e2%80%98fasistler%e2%80%99-mi-tas-atti.html</link>
		<comments>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/izmir%e2%80%99de-%e2%80%98fasistler%e2%80%99-mi-tas-atti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 03:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir DTP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/?p=3400</guid>
		<description><![CDATA[
Prof. Dr. İhsan Bal
2005 yılındaki kuruluş aşamasında ve sonrasında Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate alacağını, herkes için demokrasi isteyeceğini, etnik milliyetçiliğe hapsolmayacağını söyleyen DTP Türkiye’nin sükûnete en fazla ihtiyaç duyduğu bir dönemde maalesef bu sürece katkı vermemektedir. Öyle anlaşılıyor ki süreç, Habur’daki ağır tahrik sonrası İzmir’e kadar taşınmıştır.
Başkalarından sinirlerine hâkim olmalarını ve demokrasi için ciddi çaba sarf [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://3.bp.blogspot.com/_9iDWXYWkl8M/Sw0Nrh7RsRI/AAAAAAAABxM/KI4bbfcCHOA/s1600/ihsan_bal_ek_bina_usak2345.JPG"><img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px;float: right;cursor: pointer;width: 320px;height: 240px" src="http://3.bp.blogspot.com/_9iDWXYWkl8M/Sw0Nrh7RsRI/AAAAAAAABxM/KI4bbfcCHOA/s320/ihsan_bal_ek_bina_usak2345.JPG" border="0" alt="" /></a></p>
<p>Prof. Dr. İhsan Bal</p>
<p>2005 yılındaki kuruluş aşamasında ve sonrasında Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate alacağını, herkes için demokrasi isteyeceğini, etnik milliyetçiliğe hapsolmayacağını söyleyen DTP Türkiye’nin sükûnete en fazla ihtiyaç duyduğu bir dönemde maalesef bu sürece katkı vermemektedir. Öyle anlaşılıyor ki süreç, Habur’daki ağır tahrik sonrası İzmir’e kadar taşınmıştır.<br />
Başkalarından sinirlerine hâkim olmalarını ve demokrasi için ciddi çaba sarf etmelerini talep eden DTP’nin kendisinin bu konuda hiçbir katkıda bulunmaması çok dikkat çekicidir. Şunu anlamak çok zor: Toplumsal uzlaşıyı, ortak değerlerde buluşmayı ve farklı toplumsal kesimler ile empati kurmayı bu kadar önemsediğini söyleyenler, İzmir’de PKK bezleri açanların veya Öcalan’ı destekleyenlerin nasıl bir gerilim yaratma çabası içerisinde olduklarının farkında değiller midir?  Evet, toplumsal hafızamız zayıf olabilir, ancak20 Haziran 1987’de Mardin ili Ömerli ilçesi, Pınarcık köyünde 16’sı çocuk, 6’sı kadın, 8’i erkek, toplam 30 kişinin katledildiği vahşeti unutacak kadar değil. Öcalan’ın bu eylemden soyutlanması mümkün müdür? Ya da Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünde aralarında kadınların da bulunduğu 28 kişinin 6 Temmuz 1993’te katledilmesi ve benzeri daha birçok vahşet PKK ve Öcalan’dan ayrı düşünülebilir mi?<br />
Niyetimiz kesinlikle yakın tarih trajedilerini günümüze taşıyarak çatışmaları alevlendirmek değil. Ancak empati kurmak ve geçmiş ile yüzleşmek sadece asit kuyularının ortaya çıkarılması ile sınırlı tutulamaz. Türkiye’nin batısı doğusuna kucak açar, demokrasiyi savunup hukuk standartlarını yükseltir ve hatta geçmişi ile yüzleşmeye bu kadar yakın dururken, doğunun bir kısmını temsil ettiğini iddia eden bir partinin yandaşlarının Türkiye’nin en batısında PKK bezleri açmaları, kanla yıkanmış bir örgüt lideri lehine sloganlar atmaları kabul edilemez bir tahriktir. Demokratikleşme sürecinde içtenlik testi muhakkak karşılıklı empati gerektirmekte ve süreç ‘ikimizin hikayesi’ olarak düşünülmek zorundadır. Yakın tarihimize bakacak isek birlikte bakacağız ve sonuçta acılarımızı birleştirerek mutlu, güçlü ve özgür bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Ancak bu süreç masumların katledildiği terör eylemlerinin meşrulaştırılması üzerine inşa edilemez.<br />
İzmir’de DPT’lilere atılan taşlara tepki gösterebiliriz, bunu demokratik bulmayabiliriz ki ben de yapılanı onaylamayanlardanım; ancak, taş atanların faşist olduğunu iddia etmek toplumun hassasiyetinin doğru okunmadığını göstermektedir. Ahmet Türk saldırıları “faşist anlayış” olarak tanımlamakla Mussolini ve Hitler’le özdeşleşen ırkçı siyaseti ve demokrasiye kökten karşı çıkan bir yaklaşımı ön plana çıkarmaktadır. Bu tanımlama sorumluluğu tamamen karşı tarafa atan ve özünde empatiyi katiyen barındırmayan kolaycı bir yaklaşımdır. Oysaki kalabalığın neden öfkelendiğini ve neden tahrik olduğunu anlama zahmetine katlanacak bir DTP, sadece ülkenin batısında değil, doğusunda da bir kısım sessiz kalabalıkların PKK ve Öcalan ile özdeşleşen şiddetin normalleştirilmesi çabasına karşı çıktıklarını görecektir. Türkiye’deki Kürtlerin haklarına eskisinden çok daha fazla ‘evet’ diyen ve bunun normalleşmesini savunan geniş kitlenin karşısına böylesine simgesel cinayetlerle anılan bir örgütü ve liderini koymak ne demokratikleşme sürecine ne Türkiye’de hukukun içselleştirilmesine ne de daha fazla özgürlüğe katkı sağlamaktadır. İzmir’deki öfkeli kalabalığın davranışları tasvip edilemez, ancak bu kitlenin ağır tahrikler karşısında taşlı saldırıda bulunması faşizan değil, olsa olsa tepkisel bir durumdur. Bu tür toplumsal olaylar karşısında olayların nedenleri konusunda kendi payına düşeni okumadığı sürece DTP’den Türkiye’nin hiçbir bölgesine daha fazla demokrasi getirmesi beklenemez. Faşizm mi? Bu sadece aynada kendine bakamayanların son zamanlarda kestirmeci bir yaklaşımla başkalarını suçlamasının adı olmaya başlamıştır.</p>
<div><img src="https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7277308729236263492-1566099927392917508?l=slaciner.blogspot.com" alt="" width="1" height="1" /></div>
</p>
<div class='wp_likes' id='wp_likes_post-3400'><a class='like' href="javascript:wp_likes.like(3400);" title='' ><img src="http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/wp-content/plugins/wp-likes/images/like.png" alt='' border='0'/>Like</a><span class='text'></span>
<div class='unlike'><a href="javascript:wp_likes.unlike(3400);">Unlike</a></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/izmir%e2%80%99de-%e2%80%98fasistler%e2%80%99-mi-tas-atti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>(DSHP) Demokratik Sol Halk Partisi</title>
		<link>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/siyaset-politika/dshp-demokratik-sol-halk-partisi.html</link>
		<comments>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/siyaset-politika/dshp-demokratik-sol-halk-partisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 02:59:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaset-Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/?p=3395</guid>
		<description><![CDATA[Demokratik Sol Halk Parti (DSHP) bilindiği üzere 3 gün önce kuruluş dilekçesi İçişleri Bakanlığı’nca onaylandı. Bu onayın ardından Rahşan Ecevit&#8217;in desteğiyle bir çok kişinin özellikle Ceviz Kabuğu programından tanıdığı Gazeteci Hulki Cevizoğlu&#8217;nun başkanlığında resmen kurulmuş oldu.



Partinin Genel Başkanı Hulki Cevizoğlu geçen gün yaptığı DSHP&#8217;nin kuruluşu ilgili açıklamada, &#8220;Partimiz şu anda tüzel kişiliğin resmen kazanmıştır. Türkiye&#8217;nin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://1.bp.blogspot.com/_Igo3Fl1yW8E/Sw3TbD714MI/AAAAAAAABow/nxsxx3ZDepA/s1600/dshp.JPG"><img src="http://1.bp.blogspot.com/_Igo3Fl1yW8E/Sw3TbD714MI/AAAAAAAABow/nxsxx3ZDepA/s400/dshp.JPG" border="0" alt="" /></a>Demokratik Sol Halk Parti (DSHP) bilindiği üzere 3 gün önce kuruluş dilekçesi İçişleri Bakanlığı’nca onaylandı. Bu onayın ardından Rahşan Ecevit&#8217;in desteğiyle bir çok kişinin özellikle Ceviz Kabuğu programından tanıdığı Gazeteci Hulki Cevizoğlu&#8217;nun başkanlığında resmen kurulmuş oldu.</p>
<div>
<div>
<div>
<div><a href="http://1.bp.blogspot.com/_Igo3Fl1yW8E/Sw3THgCjJmI/AAAAAAAABoo/gOj7SmVew_Y/s1600/hulki-cevizogli.JPG"><img src="http://1.bp.blogspot.com/_Igo3Fl1yW8E/Sw3THgCjJmI/AAAAAAAABoo/gOj7SmVew_Y/s320/hulki-cevizogli.JPG" border="0" alt="" /></a>Partinin Genel Başkanı Hulki Cevizoğlu geçen gün yaptığı DSHP&#8217;nin kuruluşu ilgili açıklamada, &#8220;Partimiz şu anda tüzel kişiliğin resmen kazanmıştır. Türkiye&#8217;nin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasal sıkıntılara çare olmak üzere, Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün ve Bülent Ecevit&#8217;in antiemperyalist çizgisi, hak, adalet ve eşitlik çizgisini korumak için bu parti kuruldu&#8221; demiş.</div>
<div>Ağzında buğday başağı olan kanatlarını açık, mavi üzerine beyaz güvercinden oluşan ve DSP &#8216;nin amblemine benzerliği ile dikkatleri çeken DSHP Partisinin amblemi ilk günden tartışmalara yol açtı.</div>
<div>Genel Başkan Hulki Cevizoğlu bu konu hakkında, &#8220;Önemli olan ilkeler. Bu ilkeler, Demokratik Sol Halk Partisi&#8217;nde hayat buluyor. Orada yaşatılacak, orada sahiplenilecek. Pasif değil, aktif politika uygulanacak. Türkiye&#8217;nin sorunlarına canla, başla, korkmadan, üşenmeden, yorulmadan koşturacağız. Amblemimiz herkesin sevip benimsediği bir amblem. Özgürlüğü ve barışı simgeliyor. Kimsenin kuşunda, taşında gözümüz yok. Bu zaten Ecevit&#8217;in güverciniydi, Ecevit&#8217;in sembolüydü. Bunun için başkaları düşünsün, biz bu yolda gidiyoruz&#8221; &#8220;Amblem sahibine döndü. Ecevitlerin amblemiydi bu. DSHP&#8217;nin iki tarafa kanatlarına açmış güvercini uçmaya hazır, yuvasında yatmış kuluçkaya yatmış değil&#8221; &#8220;Ecevit&#8217;i de simgeleyen, sembolleştiren barışın güvercini var. Ecevit&#8217;in bütün renkleri, hem şekil olarak, hem de ilke olarak var&#8221; açıklamalarını yapmış.</div>
<div>Partideki kurucu üyeler arasında Rahşan Ecevit de bulunuyor. RahşanEcevit&#8217;in İçişleri Bakanlığı Genel Sekreterliği&#8217;ne verilen kuruluş listesinde, meslek grubunda, “ev hanımı” olarak yer alıyormuş. 103 üye arasında Astsubay, Doktor, Eczacı, İnşaat Mühendisi, Gazeteci, Maden İşçisi, Esnaf, Turizmci, Avukat, Fotoğrafçı olmak üzere pek çok meslek grubundan kimse bulunmaktaymış. Kurucu üyelerin yaş ortalaması 55 olan partinin şu an hiç Milletvekili bulunmuyor.</div>
<div>DSHP partisi ile ilgili şu ana kadar olan gelişmeler bu kadar. Şu an için parti için pek fazla yorum yapamayacağım fakat, birçok sorun varken ve solda bileşme gerekirken, solda liderlik kavgası solun kendisine zarar vermesinden başka bir işe yaramayacağı halde sol partiler çoğalmaya devam ediyor.</div>
<div>Gerçi milletimizin de benim de kimseden ve kurulacak hiç bir partiden pek umudu yok ama yinede, adıyla DSP&#8217;nin halk versiyonu izlenimi veren bu parti Türkiye için hayırlı olur inşallah ve soldan bölünüp, sonra da hezimete uğrayan bir parti olmaz diyorum.</div>
<div>Gerçi bilenler bilir fakat, bilmeyenler <a href="http://www.cevizkabugu.com.tr/"><strong>buraya</strong></a> tıklayıp Hulki Cevizoğlu hakkında bilgi alabilirler. Hulki Cevizoğlu&#8217;nun DSHP başlıklı yazısını okumak için de <a href="http://www.cevizkabugu.com.tr/yazilar.asp?procid=203&amp;page=1"><strong>buraya</strong></a> tıklayabilirsiniz. Ayrıca yukarıdaki görsel belirttiğim siteden alınmıştır.</div>
</div>
</div>
</div>
<div><img src="https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6608156772062787946-7843611851493547643?l=turkiyevehayatadair.blogspot.com" alt="" width="1" height="1" /></div>
</p>
<div class='wp_likes' id='wp_likes_post-3395'><a class='like' href="javascript:wp_likes.like(3395);" title='' ><img src="http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/wp-content/plugins/wp-likes/images/like.png" alt='' border='0'/>Like</a><span class='text'></span>
<div class='unlike'><a href="javascript:wp_likes.unlike(3395);">Unlike</a></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/siyaset-politika/dshp-demokratik-sol-halk-partisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kriz’de Yurtseverlik: Carter Örneği</title>
		<link>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/kriz%e2%80%99de-yurtseverlik-carter-ornegi.html</link>
		<comments>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/kriz%e2%80%99de-yurtseverlik-carter-ornegi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 02:58:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/?p=3396</guid>
		<description><![CDATA[
Prof. Dr. İhsan Bal
ABD’nin 39. Cumhurbaşkanı Jimmy Carter 2005 yılında yayınlanan Tehlikedeki Değerlerimiz ve Amerika’nın Etik Krizi adlı eserinde Bush dönemi terörle mücadele politikalarını kapsamlı şekilde eleştirmekte, ABD’nin dünyanın çeşitli yerlerinde kullandığı işkenceye varan sorgulama teknikleri karşısında Amerikan halkının nasıl sessizliğe itildiğini ortaya koymaktadır. Carter, terörle mücadelenin en hassas dönemlerinde savunulması zor olan demokratik değerlerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://4.bp.blogspot.com/_9iDWXYWkl8M/Sw0G1VhjOBI/AAAAAAAABws/IkT0StzJKqQ/s1600/ihsanbal145.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt;float: left;cursor: pointer;width: 320px;height: 240px" src="http://4.bp.blogspot.com/_9iDWXYWkl8M/Sw0G1VhjOBI/AAAAAAAABws/IkT0StzJKqQ/s320/ihsanbal145.jpg" border="0" alt="" /></a></p>
<p>Prof. Dr. İhsan Bal</p>
<p>ABD’nin 39. Cumhurbaşkanı Jimmy Carter 2005 yılında yayınlanan Tehlikedeki Değerlerimiz ve Amerika’nın Etik Krizi adlı eserinde Bush dönemi terörle mücadele politikalarını kapsamlı şekilde eleştirmekte, ABD’nin dünyanın çeşitli yerlerinde kullandığı işkenceye varan sorgulama teknikleri karşısında Amerikan halkının nasıl sessizliğe itildiğini ortaya koymaktadır. Carter, terörle mücadelenin en hassas dönemlerinde savunulması zor olan demokratik değerlerin her türlü suçlamaya karşın niçin ısrarla önemsenmesi gerektiğini gözler önüne sermektedir.</p>
<p>Demokrasilerde terörle mücadelenin zor bir uğraş olduğu açıktır.  Demokrasilerin terör sınavını başarı ile geçebilmeleri için demokrasinin ve hukuka bağlılığın erdemine inanmış kişilere ihtiyaç vardır. Bu durumu ABD örneğinde açıkça görmekteyiz. Zira 11 Eylül sonrası korku ortamında Pentagon, CIA ve Başkanlık üçgeninde uygulanan ABD’nin terörle mücadele stratejisi kapsamında ülkede 1200 kişi terör korkusuyla derhal gözaltına alınmıştır. Bu durumu Carter şöyle ifade etmektedir: “Son dört yıl içerisinde ülkemizin temel hakların korunmasına ilişkin politikasında negatif yönde dramatik değişim gerçekleşti. Birçok ABD vatandaşı da terör korkusundan dolayı benzersiz politikalara onay verdi. Bu ise Amerika’nın saygınlığını çok büyük ölçüde zedeledi.”[*]</p>
<p>Carter ‘Amerika’nın insan hakları savunucusu olarak tarihi misyonu terk etmesini ve bu durumun yasallaştırılmış olmasını’ son derece utanç verici bulmuştur. Bu süreci, her türlü baskıya rağmen, tersine çevirecek olan ise demokrasi ve hukukun üstünlüğüne vurgu yapan kanaat önderleri ile halkın kendisi olacaktır. Nitekim Carter aynı kitabında ‘işkence ve kötü muamele uygulamalarıyla erozyona uğrayan Amerikan değerlerinin bu döngüden çıkması yine Amerikan halkının hükümetini doğru yöne çevirmesi ile mümkün olabilecektir’ demektedir. Bu kapsamda, 11 Eylül sonrası tüm dünyada insan hakları alanında kredi kaybeden ABD’de halkın Barak Hüseyin Obama’yı başkanlığa getirmesi terörle mücadele adı altında yapılan bir takım uygulamalara halkın tepkisi olarak da değerlendirilebilir.</p>
<p>Gerçi Amerikan demokrasisi hala 11 Eylül travmasını atlatabilmiş değildir. Savunma Bakanı Robert Gates’in ABD Kuvvetlerinin 2001 sonrasında tutuklulara reva gördüğü muameleye ilişkin fotoğrafların yayınlanmasını durdurmak üzere Yüksek Mahkemeye mektup göndermesi bunu açıkça ortaya koymaktadır. Buna karşılık fotoğrafların yayın hakkını kazanmış olan ‘Yurttaş ve Özgürlükleri Savunma Derneği’ hükümetin bir üst mahkemeye müracaatını ‘bu fotoğraflar tarihi arşivimizin önemli bir parçasını oluşturuyor. Bunlar Irak ve Afganistan da mahkûmlara yapılan kötü muamelelerin sorumlularını tartışmaya açma bakımında çok önemli’ diyerek eleştirmiştir.</p>
<p>Anlaşılan o ki Amerikan toplumu 11 Eylül sürecinde uygulanan kirli yöntemlerle yüzleşme sancısını halen yaşıyor. Bu sancı hem hukuk platformunda hem medyada hem de yönetim kademelerinde yoğun bir şekilde kendisini hissettiriyor. Örneğin, Başkan Obama bir taraftan Guantanamo üssünün kapatılması ve Irak’tan çekilme gibi politikalar izlerken diğer yandan Afganistan’da aşırı güç kullanımı ve Amerikan askerlerinin kötü muamelelerini içeren fotoğrafların yayınlanması konularında tutarsız bir görüntü veriyor.</p>
<p>Sonuç olarak, Türkiye’de çok dillendirilen ancak az bilinen ABD’nin terörle mücadele süreci önemli dersler içeriyor.  ABD örneği, demokrasileri ve ona eşlik eden değerler sistemini tehlike anında ayakta tutabilmenin ne kadar zor bir iş olduğunu anlatıyor. Kökleşmiş demokrasiler toplumsal kargaşa, büyük trajediler ve tehditler karşısında bu değerlere inanmış olanların akılcı ve özverili savunmalarıyla bu süreçleri başarı ile yönetebiliyor. Bu zor görevi icra edenler ise gelişmiş demokrasilerde ‘vatan haini’ değil, Carter örneğinde olduğu gibi ‘vatansever’ olarak görülüyor.</p>
<p>[*] Jimmy Carter, Our Endangered Values: America’s Moral Crisis,  New York: Simon &amp; Schuster, 2005.</p>
<div><img src="https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7277308729236263492-3376876298131920509?l=slaciner.blogspot.com" alt="" width="1" height="1" /></div>
</p>
<div class='wp_likes' id='wp_likes_post-3396'><a class='like' href="javascript:wp_likes.like(3396);" title='' ><img src="http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/wp-content/plugins/wp-likes/images/like.png" alt='' border='0'/>Like</a><span class='text'></span>
<div class='unlike'><a href="javascript:wp_likes.unlike(3396);">Unlike</a></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/kriz%e2%80%99de-yurtseverlik-carter-ornegi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni AB Konseyi Başkanı Türkiye-AB İlişkileri Açısından Ne İfade Ediyor?</title>
		<link>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/yeni-ab-konseyi-baskani-turkiye-ab-iliskileri-acisindan-ne-ifade-ediyor.html</link>
		<comments>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/yeni-ab-konseyi-baskani-turkiye-ab-iliskileri-acisindan-ne-ifade-ediyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 02:56:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/?p=3397</guid>
		<description><![CDATA[
Doç. Dr. Mehmet Özcan,USAK AB Araştırmaları Başkanı
Uzun süredir devam eden tahmin yürütmelerin ve tartışmaların ardından AB liderleri dün akşam ilk Konsey Başkanlarını seçtiler. Uluslararası siyasi arenada düşük profilli bir siyasetçi olan ve ülkesi dışında neredeyse tanınmayan Belçika Başbakanı Herman Van Rompuy ilk AB Konseyi Başkanı olarak belirlendi. Yine Lizbon Anlaşması çerçevesinde yeni oluşturulan bir pozisyon [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://2.bp.blogspot.com/_9iDWXYWkl8M/Sw0KVtu8cxI/AAAAAAAABw0/SawyCytVt3M/s1600/DSC_0148.JPG"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt;float: left;cursor: pointer;width: 230px;height: 320px" src="http://2.bp.blogspot.com/_9iDWXYWkl8M/Sw0KVtu8cxI/AAAAAAAABw0/SawyCytVt3M/s320/DSC_0148.JPG" border="0" alt="" /></a></p>
<p>Doç. Dr. Mehmet Özcan,USAK AB Araştırmaları Başkanı</p>
<p>Uzun süredir devam eden tahmin yürütmelerin ve tartışmaların ardından AB liderleri dün akşam ilk Konsey Başkanlarını seçtiler. Uluslararası siyasi arenada düşük profilli bir siyasetçi olan ve ülkesi dışında neredeyse tanınmayan Belçika Başbakanı Herman Van Rompuy ilk AB Konseyi Başkanı olarak belirlendi. Yine Lizbon Anlaşması çerçevesinde yeni oluşturulan bir pozisyon olan Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği görevine de İngiliz merkez solundan Komisyonun ticaretten sorumlu üyesi Catherine Ashton getirildi.</p>
<p>Her iki temsilcinin de neredeyse hiç tanınmaması ve Zirve öncesinde yeni pozisyonlara ilişkin oluşan yüksek beklenti nedeniyle yeni temsilciler birçok değişik kesimde ‘hayal kırıklığı’ yaşanmasına sebep oldu. Örneğin, Yeşiller Partisi Eş Başkanı Daniel Cohn Bendit AB’nin bu seçimlerle dibe vurduğunu belirtirken The Guardian Gazetesi “yeni seçilen temsilcilerin Çinli, Rus ya da Amerikan muhataplarınca eşit statüde kabul edilmesi” konusundaki şüphelerini dile getirdi.</p>
<p>Özetle, üye ülkeler arasında minimalist bir anlayışla seçilen yeni temsilcilerin AB bütünleşmesi açısından ‘heyecan yaratabilecek’ figürler olmadığı ortaya çıkmaktadır. Oysa hem yasal statü hem de sembolik anlamı açısından bu seçimler AB için önemli bir fırsat olabilirdi.</p>
<p>AB Konseyi Başkanlığı ve Yüksek Temsilcilik Nedir?</p>
<p>Lizbon Antlaşması uyarınca AB Konseyi üyeleri nitelikli oy çoğunluğu esasına dayanarak 2,5 yıl görev yapacak bir AB Konseyi Başkanı seçmişlerdir. En fazla iki dönem yenilenebilecek bu başkan sayesinde AB Konseyi çerçevesinde dönüşümlü başkanlık sistemine son verilmektedir. Kurumsal yapı içerisinde daimi bir AB Konseyi Başkanlığı pozisyonu yaratılmasının altında yatan temel nedenler, günümüzde 27 üyeye sahip ve önümüzdeki dönemde genişleme politikası çerçevesinde üye sayısını artırması beklenen AB’nin mevcut açmazlarından biri olan çok-seslilik sorununa çözüm bulmak, Birliğin temsil gücünü artırmak ve uluslararası konjonktürde meydana gelen gelişmelere yönelik daha hızlı ve net tavır takınılmasının önünü açmaktır.</p>
<p>Lizbon Antlaşması AB Konseyi Başkanı’nın temel görevlerini şu şekilde sıralamaktadır:</p>
<p>o    Avrupa Konseyi’ne başkanlık etmek ve işleri yürütmek,</p>
<p>o    Komisyon Başkanı ile işbirliği içerisinde olarak AB Konseyi çalışmalarının hazırlığını yürütmek, devamlılığını sağlamak,</p>
<p>o    AB Konseyi içerisinde uzlaşının ve fikir birliğinin kolaylaştırılması için çaba göstermek,</p>
<p>o    AB Konseyi toplantılarını izleyen dönemde Avrupa Parlamentosu’na bir rapor sunmak.</p>
<p>Aynı şekilde Lizbon Anlaşması ile yeni bir pozisyon olarak Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği oluşturulmuştur. Birliğin dış politika önceliklerinde yeni bir düzenlemeye gidilmeksizin mevcut yapılanmada değişiklik öngören Antlaşma uyarınca, bu görevi yürütecek kimsenin, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcılığı ve Dışişleri Konseyi Başkanlığı’nı yapması öngörülmektedir. İki görevi bir araya getiren temsilciliğin amacı, AB’nin dış ve ortak güvenlik politikalarının yürütülmesinde devamlılık ve bütünlük sağlamaktır.</p>
<p>Görüldüğü üzere etkin kullanılması ve içinin doldurulması halinde iki yeni pozisyonun da AB’nin uluslararası görünürlüğüne ve ‘tek-sesli AB’ hedefine olumlu katkı yapması beklenirdi. Ancak yapılan tercihler bu konuda ümitlerin azalmasına ve kafalarda soru işaretlerinin oluşmasına sebep olmuştur. Bilhassa Türkiye açısından konuya yaklaşıldığında tablonun daha dikkatli okunmasında yarar bulunmaktadır.</p>
<p>Türkiye-AB İlişkileri Nasıl Etkilenir?</p>
<p>AB Konsey Başkanlığı seçimleri ile birlikte bir kez daha ortaya çıkmıştır ki AB içerisinde Almanya-Fransa bloğunun ortak hareket ettiği alanlarda bu ikiliye rağmen karar alabilmek oldukça zordur. Ayrıca Almanya ve Fransa, Birliği büyük oranda kendi öncelikleri ve anlayışları çerçevesinde şekillendirmeye çalışmaktadırlar. Bu kapsamda Alman-Fransız liderler kendilerini gölgede bırakabilecek, Birlik adına uluslararası arenada inisiyatif alabilecek liderlerin seçimine engel olmuşlardır. Belçika Başbakanı’nın seçimi bu anlamda Almanya ve Fransa açısından oldukça ideal bir seçim olmuştur. Ayrıca Belçikalı liderin Türkiye konusundaki görüşlerinin Almanya ve Fransa’da iktidarda olan anlayışla birebir örtüştüğü görülmektedir. Zira AB Konseyi Başkanı seçilen Herman Von Rompuy, 2004 yılında muhalefetteyken yaptığı bir konuşmasında Türkiye’ye karşı olumsuz bakışını çok net biçimde ortaya koymuş bulunmaktadır. Adı geçen konuşmasında Belçikalı politikacı şunları söylemiştir;</p>
<p>“Türkiye, Avrupa&#8217;nın parçası değil ve asla parçası olmayacak. AB&#8217;nin, Türkiye&#8217;yi içine alarak genişlemesi geçmişteki genişlemelerle kıyaslanamaz. Avrupa&#8217;da aynı zamanda Hıristiyanlığın temel değerleri de olan mevcut evrensel değerler, Türkiye gibi büyük bir İslam ülkesinin girişiyle kuvvetini yitirir.”[1]</p>
<p>Zaten Merkel ve Sarkozy ikilisi de Türkiye için en ideal olanın ‘imtiyazlı ortaklık’ ilişkisi olduğunu dile getirmiş, Türkiye’nin Avrupa’ya ait olmadığını değişik kereler vurgulamışlardır. Örneğin Sarkozy, “Türkiye’nin Avrupa’ya entegrasyonuna karşıyım. Türkiye Küçük Asya’dır (…) Türkiye büyük bir medeniyettir, ancak Avrupalı değildir” diyerek benzer bir kültürel özcü bakış açısına sahip olduğunu vurgulamıştır.</p>
<p>Seçimlere Yönelik Üç Tespit</p>
<p>Bu noktada hem AB bütünleşmesinin geleceği hem de Türkiye-AB ilişkilerinin seyri açısından üç temel noktaya vurgu yapmak yerinde olacaktır.</p>
<p>İlk olarak AB gelinen nokta itibariyle Almanya-Fransa eksenine dayanmakta ve bu ikilinin hilafına karar alınamamaktadır. Ancak bu süreçte bilhassa sonradan üye olan ülkelerin AB yönetişim mekanizmasına nasıl dâhil edileceği büyük bir sorun olarak ortaya çıkmakta, AB bütünleşmesinin geleceği açısından üzerinde düşünülmesi gereken huzursuzluklar yaratmaktadır.</p>
<p>İkinci olarak AB son seçimde de klasik anlamda ‘mutabakat oluşturma kültürünü’ devreye sokmuş, bu kapsamda her kesimi memnun etmeye çalışan minimalist çözümler üzerine odaklanmıştır. Hal böyle olunca AB Başkanı Hıristiyan Demokrat bir lider olurken, Yüksek Temsilci İngiliz İşçi Partisi’nden seçilmiştir. Yani AB dış politikada çelişkili mesajlar verilmesi konusundaki açıklarını kapatabilecek bir yönetim kadrosunu yine işbaşına getirememiştir. Bu durum da önümüzdeki süreçte AB içindeki genişlemeye ve AB’nin gelecek vizyonuna dair görüş farklılıklarının derinleşmesi riskini taşımaktadır. Bu gerilimin belki de en fazla hissedileceği alan Türkiye’nin üyeliği konusu olacaktır.</p>
<p>Üçüncü ve diğer iki çıkarımın tamamlayıcısı olarak AB bürokrasinin geleceğine yönelik şu tespitte bulunulabilir: AB Konseyi Başkanlığı ve Yüksek Temsilciliğin bundan sonraki süreçte AB bürokrasi çarkına yeni dişliler eklemesi riski olduğunu söylemek mümkündür. Zira AB Konsey Başkanı Herman Van Rompuy her ne kadar Flaman olmasına rağmen Frankofon bölgesinden Başkan Yardımcısı olarak seçilmeyi başararak uzlaşmacı ve diyaloğa açık kişiliği olduğunu göstermiş olsa da vizyon sahibi olmaması, teknokratik ve bürokratik karakteri yüzünden AB’nin geleceğine dair bir ufuk ortaya koyamayabilir.</p>
<p>Sonuç olarak AB Konseyi Başkanlığı ve Yüksek Temsilciliği konusundaki seçimler beklenilen heyecanı yaratmamıştır. Dünyanın yeniden kurulduğu ve oluşan yeni dengeler içerisinde AB’nin de gelecek vizyonunu ve kimliğini şekillendirdiği dikkate alınırsa yapılan tercihlerin uluslararası arenada daha etkin ve kapsayıcı bir AB açısından ümit vermediğini söylemek yanlış olmasa gerektir.</p>
<p>[1] Tony Barber, “Van Rompuy against Turkey Membership”, Financial Times, 19 November 2009.<br />
Mehmet Özcan</p>
<div><img src="https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7277308729236263492-2251107704696752934?l=slaciner.blogspot.com" alt="" width="1" height="1" /></div>
</p>
<div class='wp_likes' id='wp_likes_post-3397'><a class='like' href="javascript:wp_likes.like(3397);" title='' ><img src="http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/wp-content/plugins/wp-likes/images/like.png" alt='' border='0'/>Like</a><span class='text'></span>
<div class='unlike'><a href="javascript:wp_likes.unlike(3397);">Unlike</a></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/yeni-ab-konseyi-baskani-turkiye-ab-iliskileri-acisindan-ne-ifade-ediyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rusya&#8217;nın İran Politikası Değişiyor mu?</title>
		<link>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/rusyanin-iran-politikasi-degisiyor-mu.html</link>
		<comments>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/rusyanin-iran-politikasi-degisiyor-mu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 02:55:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/?p=3399</guid>
		<description><![CDATA[
Habibe Özdal, USAK Karadeniz ve Rusya Araştırmaları Merkezi
Uluslararası siyasetin oldukça hareketli olduğu bir döneme tanıklık ediyoruz. Özellikle ABD’de iktidara gelen Obama’nın, dış politikada Bush döneminden farklı bir anlayış sergileyerek, dış politika mevzularını, diğer uluslararası aktörlerle birlikte hareket ederek çözme odaklı hareket etmesi, dış politikayı gündemin üst sıralarına taşıdı. Bununla birlikte bahsedilen hareketliliğin, ülkelerin dış politikalarında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://2.bp.blogspot.com/_9iDWXYWkl8M/Sw0Mw7U3YzI/AAAAAAAABxE/Ozo2fL59gb8/s1600/DSC_0183.JPG"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt;float: left;cursor: pointer;width: 221px;height: 320px" src="http://2.bp.blogspot.com/_9iDWXYWkl8M/Sw0Mw7U3YzI/AAAAAAAABxE/Ozo2fL59gb8/s320/DSC_0183.JPG" border="0" alt="" /></a></p>
<p>Habibe Özdal, USAK Karadeniz ve Rusya Araştırmaları Merkezi</p>
<p>Uluslararası siyasetin oldukça hareketli olduğu bir döneme tanıklık ediyoruz. Özellikle ABD’de iktidara gelen Obama’nın, dış politikada Bush döneminden farklı bir anlayış sergileyerek, dış politika mevzularını, diğer uluslararası aktörlerle birlikte hareket ederek çözme odaklı hareket etmesi, dış politikayı gündemin üst sıralarına taşıdı. Bununla birlikte bahsedilen hareketliliğin, ülkelerin dış politikalarında ne gibi değişiklikler yaratacağı da merak konusu oldu.</p>
<p>Birkaç hafta önce Avrupa gezisinin son ayağı kapsamında Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ve Başkan Medvedev ile Moskova’da bir araya gelen ABD Dışişleri Bakanı Clinton’ın görüşme sonrasındaki açıklamaları, akla “Rusya İran’a yönelik politikasını değiştiriyor mu?” sorusunu getirdi. Batı medyası, Medvedev’in New York’ta yaptığı konuşmaya referans vererek, Rusya’nın, İran’a yönelik izlenecek politikada değişikliğe gidip, ABD ile ortak tavır sergileyeceğini duyurmakta bir çekince görmedi. Bu değerlendirmeyi yapanlar şüphesiz, Obama’nın, Bush döneminden miras aldığı ve Rusya’nın başından beri kendisine yönelik bir tehdit olarak algıladığı Doğu Avrupa’ya kurulması planlanan füze kalkanı sisteminden vazgeçmesiyle, Rusya ve ABD’nin uluslararası sorunlara karşı işbirliğinde bir adım öteye gitmelerinin mümkün olacağı noktasından hareket etmektedirler. Buna ek olarak Medvedev’in New York’ta, ‘yaptırımlar nadiren olumlu sonuç verir, ancak bazen kaçınılmazdır’ değerlendirmesinde bulunması da, Rusya’nın uzun süredir sürdürdüğü “İran’a karşı yaptırımlara destek vermeme” politikasını terk ederek, İran’a yönelik tavrının değişeceği ve ABD ile Rusya’nın İran’a karşı ortak tutum takınabileceği şeklinde yorumlanmıştır.</p>
<p>Clinton’ın Moskova ziyaretinde ele alınan meseleler; aralık ayında sona erecek olan START-1 anlaşmasının yerini alması beklenen yeni anlaşmanın hazırlanması, Afganistan’da Rusya-ABD işbirliğinde sağlanan ilerlemeler ve İran’ın nükleer programı olmuştur. Görüşme sonunda ise daha çok üzerinde durulan konu İran meselesidir. Kremlin ve Beyaz Saray, Afganistan’da ortak hareket etmeye karar vermiş, stratejik silahların azaltılması ile ilgili olarak da uzlaşıya sahipken, İran’ın gündeme oturması şaşırtıcı değildir. Bununla birlikte, özellikle son dönemde görülen ABD ve Rusya’nın ‘iyi niyet’ beyanlarından, bu iki ülkenin İran’a yönelik olarak izlenecek politika gibi kritik bir konuda uzlaştıkları yanılgısına düşmemek gerekir. Diğer bir ifadeyle, Medvedev’in New York’ta BM Genel Kurulu sırasında yaptığı açıklamaya temkinli yaklaşmakta fayda vardır.</p>
<p>Bu noktada birkaç neden sıralanabilir. Birincisi Rusya’nın, İran’ın nükleer faaliyetlerinde anahtar ülke pozisyonunda olmasıdır. Şöyle ki, Buşehr’de inşası süren reaktör Rus mühendislerce yapılmaktadır ve reaktörün ihtiyaç duyduğu yakıt Rusya tarafından tedarik edilmektedir. Dolayısıyla Rusya, hali hazırda İran’daki nükleer faaliyetlerin bir parçasıdır. Hatta Rusya, 1995’ten beri İran’ın nükleer alandaki tek partneridir. Dolayısıyla Rusya’nın, İran nükleer faaliyetlerinde bu derece önemli olan pozisyonunu kaybetmek istememesi ve bu yönde adımlar atmamaya gayret etmesi şaşırtıcı değildir. İkincisi, Rusya hem İran’ın nükleer faaliyetlerinden tedirginlik duyan başta ABD ve AB olmak üzere uluslararası aktörler ile hem de İran ile iyi ilişkilere sahip durumdadır. Kremlin’in bu pozisyonunu da kaybetmek istememesi anlaşılabilirdir. Bu iki önemli unsur değerlendirildiğinde, Rusya’nın İran’a yönelik politikasının değişip değişmediği sorusu daha iyi bir şekilde yanıtlanabilir. Sonuç olarak, Obama’nın, Rusya’yı başından beri rahatsız eden füze kalkanı projesini şu haliyle uygulamaktan vazgeçmesi, iki ülkenin iyi niyet beyanları ile birleşince ABD ve Rusya’nın, İran’ın nükleer programı konusunda daha yakın bir işbirliğine gidecekleri fikri, Medvedev’in New York’ta sarf ettiği sözlerin de etkisiyle, gündemde ağırlıklı olarak yer buldu.</p>
<p>Oysa Medvedev’in aynı açıklamasında, öncelikle diplomasinin etkili olarak kullanılması gereği vurgulanmaktaydı. Bu nedenle Rusya’nın İran’a yönelik politikasında değişiklik öngörenler, Rusya’nın İran nükleer faaliyetlerindeki kilit rolünü göz ardı etmektedirler. Diğer taraftan Rusya, uzun bir süredir iyi ilişkilere sahip olduğu İran’ı doğrudan karşısına almamaya çaba sarf edecektir. Bunun da daha önce bahsedildiği üzere hem ekonomik hem de siyasi gerekçeleri mevcuttur. Bu bakımdan gelişmeleri çok boyutlu değerlendirmek ve İran nükleer faaliyetlerinde Rusya’nın sahip olduğu kilit rol değişmediği sürece, Rusya’nın İran politikasında radikal bir değişiklik beklememek gerekir. Son olarak ABD ve Rusya’nın tarihsel güvensizliğe dayalı ilişkilerini yeniden başlattıklarını da hesaba katarsak, iki ülke işbirliğinin yavaş yavaş ilerleyeceğini, zira karşılıklı güven tesisinin zaman alacağını da dikkate almak faydalı olacaktır.</p>
<p><span>Not: Bu yazı 21.11.2009 tarihinde Radikal Gazetesinde yayınlanmıştır.</span></p>
<div><img src="https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7277308729236263492-3521833958803343613?l=slaciner.blogspot.com" alt="" width="1" height="1" /></div>
</p>
<div class='wp_likes' id='wp_likes_post-3399'><a class='like' href="javascript:wp_likes.like(3399);" title='' ><img src="http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/wp-content/plugins/wp-likes/images/like.png" alt='' border='0'/>Like</a><span class='text'></span>
<div class='unlike'><a href="javascript:wp_likes.unlike(3399);">Unlike</a></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/rusyanin-iran-politikasi-degisiyor-mu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Açılım Hataları</title>
		<link>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/acilim-hatalari.html</link>
		<comments>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/acilim-hatalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 02:50:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/?p=3401</guid>
		<description><![CDATA[
Doç. Dr. Sedat Laçiner
Açılımdan çok açılım hatalarını yazar olduk. Demek ki durup düşünecek bir hayli husus var.
Hataların başında acelecilik geliyor. Muhalefet daha ilk günden itibaren  hükümetin yakasına adeta yapıştı, “pakette ne var?” “2 ay oldu hala somut bir şey yok mu” dedi durdu. Sanki bir iki ayda mucizeler çıkacakmış gibi davrandı. Bilerek, ya da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://2.bp.blogspot.com/_9iDWXYWkl8M/Sw0OMzQHXwI/AAAAAAAABxU/dfynkDoIdcc/s1600/DSC_0238.JPG"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt;float: left;cursor: pointer;width: 289px;height: 320px" src="http://2.bp.blogspot.com/_9iDWXYWkl8M/Sw0OMzQHXwI/AAAAAAAABxU/dfynkDoIdcc/s320/DSC_0238.JPG" border="0" alt="" /></a></p>
<p>Doç. Dr. Sedat Laçiner</p>
<p>Açılımdan çok açılım hatalarını yazar olduk. Demek ki durup düşünecek bir hayli husus var.</p>
<p>Hataların başında acelecilik geliyor. Muhalefet daha ilk günden itibaren  hükümetin yakasına adeta yapıştı, “pakette ne var?” “2 ay oldu hala somut bir şey yok mu” dedi durdu. Sanki bir iki ayda mucizeler çıkacakmış gibi davrandı. Bilerek, ya da bilmeyerek iki ayağı bir pabuca soktu.</p>
<p>Muhalefetin tepkisini normal karşılayanlar çok…</p>
<p>“Bu muhalefettir, bizde böyledir” diyen hiç de az değil… Fakat asıl aceleci davranan hükümet oldu, “Ocağa kadar çözeriz”, “analar ağlamayacak”, &#8220;bu kış terör biter&#8221;  tarzı açıklamaları ile hükümet televizyonlardaki “azzzz sonraaa” cıngıllarını hatırlattı.</p>
<p>Sanki elde mucizevî bir formül varmış da, milletten saklanırmış gibi yapılarak beklentiler gereksiz yere şişirildi de, şişirildi. Böylece Hükümet kendi kendine tuzaklar kurdu, sonra da o tuzaklara bir bir düşerek “kim kurdu bu tuzakları” diye hayıflandı durdu… Sanki önce çelme taktı kendi kendine, sonra da yuvarlanarak yere yıkıldı etrafına kızarak..</p>
<p>Oysa büyülü bir formül yok… Böylesine bir süreçte sadece ter var, sabır var, sıkıntı var, belki bir miktar daha kan var…</p>
<p>Hiçbir ülke için kolay olmadı, Türkiye için de olmayacak.</p>
<p>Kısa sürede işler yoluna girmeyecek…</p>
<p>Kısa sürede terör örgütü “yapı paydos” demeyecek…</p>
<p>Aceleciliğin hiçbir anlamı yok. Acele işe kimlerin karışacağı malum.</p>
<p>Önce iyi bir hazırlık lazım, onunla birlikte iyi bir strateji ve elbette stratejiyi sabırla ve tüm araçlarıyla aynı zamanda uygulayabilecek uyumlu bir ekip…</p>
<p>Aceleyle iş kotarmak mümkün değil… Ekip olmadan, güvenebileceğiniz bir bürokrasiyi, güvenlik güçlerini ve diğer teknik elemanları temin etmeden yola çıkmak yarar değil, zarar getirir…</p>
<p>Cephedeki yığınak hatalarını siyaset kürsüsünde yaratacağınız harikalar ile bertaraf etmek de mümkün olmayabilir…</p>
<p>Bu arada terör sorunu ile Kürt sorununu aynı sepete atıp tek bir formülle bir çırpıda ikisini birden aradan çıkarmak da mümkün değil…</p>
<p>Yok öyle bir formül…</p>
<p>***</p>
<p>Habur görüntüleri ve 10 Kasım kazası iyi birer ders olmalı…</p>
<p>Eğer hükümet buradaki hatalardan dolayı sadece başkasını suçlayarak, ders almadan yoluna devam eder ise Türkiye ileride çok daha büyük yol kazalarını görecektir.</p>
<p>Bu nedenle ilkinde Islak İmza Krizi’ne, ikincisinde Öymen Krizi’ne güvenerek yola devam etmek, gerekli dersleri almadan, gerekli önlemleri almadan yola devam etmek hatada ısrar olur ve sonu AK Parti için de, ülke için de felaket olur.</p>
<p>***</p>
<p>Doğrudur, Türkiye’nin artık tahammülü kalmamıştır, bu sorun çözülmelidir. Fakat meselelerin aciliyeti bizleri acele etmeye değil, daha dikkatli ve daha sabırlı bir şekilde sorunlarımız ile ilgilenmeye yöneltmelidir.</p>
<div><img src="https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7277308729236263492-820066812514696822?l=slaciner.blogspot.com" alt="" width="1" height="1" /></div>
</p>
<div class='wp_likes' id='wp_likes_post-3401'><a class='like' href="javascript:wp_likes.like(3401);" title='' ><img src="http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/wp-content/plugins/wp-likes/images/like.png" alt='' border='0'/>Like</a><span class='text'></span>
<div class='unlike'><a href="javascript:wp_likes.unlike(3401);">Unlike</a></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/gundem/acilim-hatalari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özcan’ ın adalet anlayışı</title>
		<link>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/egitim/ozcan%e2%80%99-in-adalet-anlayisi.html</link>
		<comments>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/egitim/ozcan%e2%80%99-in-adalet-anlayisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 02:49:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/?p=3394</guid>
		<description><![CDATA[Özcan’ ın adalet anlayışı
Bugün öğle saatlerinde verilen bir haber bazı kesimleri kızdıracak cinsten. Benim de son dakika olarak televizyonda gördüğüm habere göre:
Danıştay 8. Dairesi, YÖK&#8217;ün üniversiteye girişte katsayı farkını kaldıran kararının yürütmesini oy birliği ile durdurdu.
Daha önce de birkaç yazımda da değindiğim gibi katsayıların kaldırılması adalet değil adaletsizliktir. Neden? Benim zamanımda LGS şimdiki adıyla SBS [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Özcan’ ın adalet anlayışı</p>
<p>Bugün öğle saatlerinde verilen bir haber bazı kesimleri kızdıracak cinsten. Benim de son dakika olarak televizyonda gördüğüm habere göre:</p>
<p>Danıştay 8. Dairesi, YÖK&#8217;ün üniversiteye girişte katsayı farkını kaldıran kararının yürütmesini oy birliği ile durdurdu.</p>
<p>Daha önce de birkaç yazımda da değindiğim gibi katsayıların kaldırılması adalet değil adaletsizliktir. Neden? Benim zamanımda LGS şimdiki adıyla SBS sınavları yapılıyor. Bu sınavlar hiç azınca nacak cinsten değildir. Tıpkı ÖSS gibi bunlarda gençliğimizin önünü tıkayan sınavlardır. Daha yeni ergenliğe girmiş bireylerimiz bu sınavlarda belirli puanlar alarak belirli liselere giriyorlar. Bu lisenin eğitimi ne kadar iyi olursa öğrencinin üniversiteye girme olasılığı o kadar artıyor. O yüzden bireylerimiz sokakta oynamak yerine gelip test çözüyorlar. Şimdiden iyi bir puan yapıp iyi bir lisenin ardından iyi bir üniversitenin planlarını yapıyorlar.</p>
<p>Bu sınavlarda yüksek puanlı olan liselerin eğitim kalitesi daha iyi oluyor. Yani puan ne kadar yüksekse öğrenci o kadar iyi bir yere girmiş demektir. Yüksek puanlı liseler fen liseleri, Anadolu liseleri, sosyal bilimler liseleri liste böyle devam ediyor. Bu liselerdeki eğitim diğer liselere göre daha farklı tamamen üniversiteye öğrenci yetiştirmek amaçlıdır. Bu liselere giren öğrenciler diğer lisedekilere kat sayı avantajı ile onların önlerine geçiyor. Gayet normal çünkü daha çok çalışmış ve çalışmayan öğrencilerden farkı olmalı. Ama gelin görün ki bu farklı kaldırmaya çalışıyorlardı.</p>
<p>YÖK bunun adil olmadığını savunarak mahkemeye savundu. Yani çalışan öğrenciyle çalışmayan öğrenci birdir, dedi. YÖK, imam hatip liseleri ile diğer liseler arasındaki kat sayının kaldırılması için mahkemeye başvurmuştu. MEB’ in internet sitesinden son lise puanlarına bir baktığımda görülüyor ki bir imam hatip lisesinin puanıyla bir Anadolu lisesinin yanına yaklaşamıyorsunuz. Hatta en yüksek imam hatip lisesi puanı ile normal bir Anadolu lisesinin puanı denk. Görüldüğü üzere, imam hatip lisesine gidenler bu liselere girerken diğer öğrenciler kadar çalışmıyorlar ama şimdi buradaki manzarayı adaletsizlik olarak görüyorlar.</p>
<p>Ayrıca YÖK, Anayasa&#8217;nın &#8220;Eğitim ve Öğrenim Hakkı ve Ödevi&#8221; başlıklı 42. maddesinde, kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı, öğrenim hakkının kapsamının kanunla tespit edilip düzenleneceğinin kurala bağlandığı, bu madde ile eğitim ve öğretimin genelliği ilkesinin benimsendiği, birey açısından bir hak, Devletin de asli görevi olduğunun belirlendiğini söyledi. Burada YÖK, tamamen haklıdır ama sistem çok yanlıştır. Devletin her okulu eşit eğitim vermiyor ki. Eğer öyle olsa tüm liselerde aynı eğitim verilse YÖK, bu madde ile sonuna kadar haklıdır. Ama sistem yanlış temeller üzerine inşa edildiğinden ne yaparsanız yapın bir yerden patlak verecektir. Siz bu sistemde oturup ta çalışanla çalışmayanı bir tutamazsınız. Ya sistemi baştan düzeltin ya da yama yapmaya çalışmayın.</p>
<p>Ayrıca Danıştay’ ın kararında şu başlıkta çok dikkat çekiyor.</p>
<p>&#8220;Yükseköğretimin ortaöğretimde seçilen alana uygun olması gerekir&#8221;</p>
<p>Bu karar da gayet açık. İsmiyle müsemma dikkat ederseniz imam hatip lisesi. İmam yetiştirme okulu olarak düşünebilirsiniz. Mühendis ya da doktor yetiştirme değil imam yetiştirme. Ama gelin sorun orada okuyan bir öğrenciye ya doktor olmak ister ya mühendis. İyi de o öğrencinin orada ne işi var. Sonra hani eğitimde eşittik diyorlar. İşlerlerine gelince eşitlik oluyor. Eğer öğrenci baştan seçimini yapsaydı diğer öğrenciler gibi çalışıp bir Anadolu lisesini ya da fen lisesini kazanırdı. Oradan da istediği bir bölüme. Başta çalışmayıp sonra aradan sıvışmak var mı öle? Çalışanla çalışmayanı bir tutmak eşitlik mi oldu şimdi?</p>
<p>25,11,2009</p>
<div><img src="https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-4811404440211401330?l=gencmanifesto.blogspot.com" alt="" width="1" height="1" /></div>
</p>
<div class='wp_likes' id='wp_likes_post-3394'><a class='like' href="javascript:wp_likes.like(3394);" title='' ><img src="http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/wp-content/plugins/wp-likes/images/like.png" alt='' border='0'/>Like</a><span class='text'></span>
<div class='unlike'><a href="javascript:wp_likes.unlike(3394);">Unlike</a></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://egitimcihaber.net/sizdengelenler/egitim/ozcan%e2%80%99-in-adalet-anlayisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
